Tadı damağımızda kalan,bitmese dediğimiz çizgi diziler

alternatif dünyalarda geçen hikayeler her zaman ilgimi çeker.avatar evrenide üst sıralardadır.nickleodeon kanalında sıkılmadan defalarca seyredilen, efsane seri avatar the last airbender sonrası dönemi anlatan, yeni avatarımızın, korra adında biraz da asi bir su bükücünün olduğu, çizim ve animasyon kalitesi olarak the last airbenderın az biraz önüne geçen, izlemesi de özellikle avatar sevenler için hoş bir seri olmuş.

ilk sezon belkide tüm sezonların en karizmatik villain ı olan, amonla tanışıyoruz. aslında su bükücülüğün en nadir görünen, hemde dolunaya ihtiyacı olmadan, kan bükme gibi, avatar dan sonra gelen en büyük güce sahip biri. kan bükme her ulusun birnevi evrimleştirdiği ender görülen bükme türleri (yıldırım,metal bükme,enerji bükme) arasında da en etkilisidir. ama yaşadığı hayat ve travmalar onu bükücü karşıtı yaparak kendi hareketini başlatıyor. aslında ilk sezon bir nevi anarşiyle karşılaşıyoruz.kardeşlerin hikayesi bu seriye damgasını vuruyor. izleyipte duygulanmamak elde değil. özellikle son sahnedeki intiharı beklemiyordum açıkcası, şaşırttı beni. biraz ucu açık mı bitseydi acaba. ayrıca ang in ortaya çıktığı ve arkadasındaki diğer avatarların görüldüğü sahne harikaydı durdurup bir süre kronolojik sırayla dizilmiş avatarları inceledim.diğer sezona birşey kalmadı derken.ikinci sezon dark avatar ile tanışıyor ve en önemlisi ilk avatar wan ı tanıyoruz. üçüncü sezonda, bir önceki sezonun finalinde, harmonic convergence ile ruhlarla bütünleşen dünyayla, serinin bütünüyle farklı bir çağa gireceğini düşünmüştüm. daha çok ruhlarla insanların arasında yaşanacak iyi,kötü,komik gelişmeler gibi, ama beklenemedik bir şekilde başladı.öncelikle bu kadar kolay hava bükücülüğün edinilmesini tam çözemedim.zaten element bükmek bir ayrıcalıkken hava bükücülük şu ana kadar seyredilen klasik ang li bölümlerden beri, nadir öyle her kişide olmaması gereken bir element gibi gösteriliyordu.keşişlere özgü,barışçıl bir ruha sahip olmak mesela ama bu bölümlerde en azılı çete başı,zukonun dediği üzere eleman zaten bükme gücü olmadan bile diğer büküceleri alt eden cinsten birisi ve zindanındayken hava bükücüklüğe kavuşuyor. kurtardığı diğer takım elemanları kendine özgü orjinal ve bir o kadar elit bükücülerden oluşmakta.bu tarz bir ekip beklediğim birşeydi ve seriye baştan beri beklenen hareketliliği ve rengi kattı.ilk 3 sezonda bunun dışında dikkatimi çeken birşey daha var.aslında 2.sezondada inceden bu mesaj veriliyordu.the last airbender de 100 yıl savaşına sebep olan ateş ulusunun genelde kötü gösterilmesini hatırlayalım.tamam white lotus üyeleri,zuko ve amcası iroh candı ama genelde gücü ve hakimiyeti isteyen bir ulustu ateş ulusu.2. sezonda(civil war part1-2) ve 3.sezon 3. bölümde anlıyoruz ki kuzey su kabilesi ve toprak krallığı-dai li ve earth queen kontolündeki ba sing se, fırsatını buldukları anda domine etmek isteyen,aynı ateş ulusu gibi gücü ve hakimiyeti ele geçirmek isteyen uluslar.hava bükücüler hep bunun dışında kalan kavimlerdi taki başta belirttiğim hava bükücülüğe ulaşan zaheer e kadar. üçüncü sezonun finalinde ,zaheer ile korra arasındaki savaş, the last airbender ın finali, yani ang ve ateş kralı arasındaki o savaş sahnelerine bol bol gönderme ile o finali bize yaşatarak sonlanıyor. dödüncü sezon benim için en keyifsiz sezondu diyebilirim. diktatörlüğün ön plana çıktığı ve o zaman göre abartı bir teknolojinin, o dünyaya pek yakışmadığını düşündüm. genel olarak konulara bakıldığında gerçekten çok güzel yazılmış senaryolar. ama herkesin eleştirdiği gibi ilk avatardaki tadı yakalayamıyor, özümseyemiyoruz. biraz da bölüm kısıtlamasından kaynaklanıyor belkide. ayrıca avatarın son sezon sonundaki sevgili seçimi, hedef kitlesinin yüzde doksanını çocukların oluşturduğu bir yapım için oldukça radikal. böyle söylesem bile bu seriyi üç defa izlemişimdir. avatar evreninin ve çizimlerinin kendini izlettiren ve özleten bir yapısı var.

CASTLEVANIA

castlevania oynamışlığım yoktur ama bu animasyon bir harika dostum. o çizimler, kareografi, seslendirme ve özellikle sahne geçişlerinde beliren o manzaralar adeta birer sanat eseri. dracula nın isyanına başlarda hak versenizde sonradan dozunu kaçırdığını yavaş yavaş anlıyorsunuz. aynı draculanın safında olup sonradan anlayanlar gibi. ilk sezon dört bölümle çok kısa sürüp tadı damağımızda kalmıştı. yobazlığın ne kadar tehlikeli, ilkel olduğunu anlamış ve kahramanımız trevor belmont la tanışmıştık. ikinci sezonda, draculanın vampir ekibindeki iki insanın hayat hikayelerine tanık oluyor ve hem güç hem yetenek olarak vampirlerden arda kalır bir yanları olmadığını görüyoruz. alucard ve büyücü kız adamımız belmontla güzel bir ekip oluşturuyorlar. finali benim için pek tatmin olmasada, arşivlenmesi gereken çok kaliteli bir animasyon. çok büyük bir emek var yapımda. özellikle animasyonun yapımının ne kadar zor olduğunu bilen kitleler dediğimi daha iyi anlar.

AMATÖR TÜRKÇE ÇİZGİ ROMANLAR

Unutulmaz bir manga uyarlaması DEATH NOTE ile ilgili detaylı bir inceleme..

%d blogcu bunu beğendi: