OYUN ANALİZ

Oyun ilk çıktığı zamanlar çok eleştiri aldı. hem fiyat olarak fazla, hem de oyun bug kaynıyordu. ps sistemine yakışmayacak takılmalar, donmalar yaşatıyordu. aslında oyuncuyu daha fazla bekletmeme adına çıkarılan çoğu oyunda buna benzer şekilde değil mi, daha sonra da bitmek bilmeyen yüksek gb oranında güncellemelerle kendini toparlıyorlar. işte bu durum bu oyun içinde geçerli oldu ama en çok eleştirilen nokta ps exclusive bir oyun olmasına rağmen bu hataları barındırmasıydı. açıkçası ben oyunun son güncellemeler ile, toparlanmış halini çok beğendim. hem senaryosu hem de oynanış olarak keyif aldım. oyun oldukça uzun, grafikleriyle de tam ps exclusive olmaya layık bir oyun olmuş.

bazı oyuncular ister istemez oyunu walking dead e benzetiyor. ana karakterde özellikle, okla avlanıyorsa, daryl i çağrıştıyor gibi yorumlar var. ama ben oyunu çok farklı buldum, walking dead yada karakterleri hiçbir şekilde aklıma gelmedi. öncelikle freakers yani ucubeler, walking dead evreninin aksine, çok hareketliler. tek başlarına pek bir tehlike arz etmezken, sürü halinde başa çıkılamayacak şekile geliyorlar ve kaçmaktan başka bir şansınız olmuyor. peşinizinden ısrarla koşarak bırakmaya pek de niyetleri yok. bu sürüleri yok etmek zor da olsa mümkün, özellikle oyunun sonlarına doğru verilen görevler, aynı görevi tıpkı dark souls oynarcasına, on defa tekrar etmek size lanetler okutacak. ana karakter st.deacon john, kolaylıkla empati kurabileceğiniz motorcu bir arkadaş. kankası boozer la olan ilişkileri, sanki bir arkadaşlık, dostluk nasıl olmalı konusuna örnek bir ders gibi. oyunda, kıyamet sonrası oluşan çevre, alışık olduğumuz bir kaos. ucubeler zaten yeteri kadar tehlikeli ve ölümcül iken, insan çeteleri hayatınızı zorlaştıran en büyük etken oluyor. bu çeteler arasında en vahşi ve korkulanı, kendilerine rest in peace, kısaca rıp adını veren ve kendini ucubeler gibi yaşamaya adıyanlar. deacon, bir yandan kendi yaşam savaşını verirken bir yandan da unutamadığı aşkı sarah ın peşinde. deacon bir drifter – boşgezen olarak, yani hiçbir gruba bağlı olmayan biri olsada, birbirinden farklı görüşte ve işleyişte olan üç kampın insanlarıyla arası iyi. tabi arada deacon ın ters düştüğü ve karakterimizi sırtından bıçaklayacağı, deacon la beraber aynı küfürleri edeceğimiz, kötü karakterlerde mevcut. sık sık bu kamplar ile etkileşime girip, ya da girmek durumunda kalıp, görevler alıyorsunuz. görevler özellikle yan görevler oldukça zevkli. kamp baskınları, çeteleri yok etme, izini belli etmeden casusluk, belli bir item-eşya bulma gibi..nero, hükümetin bu kıyameti araştırması için tam yetkilendirdiği bir kuruluş, bu görevlerde gizlice takip edilen konuşmalarda ve gelişmelerde, ucubelerinde zamanla evrim geçirdiğini, kimisi devleşirken kimisinin hızlı bir koşucuya evrildiğini öğreniyorsunuz.

oyunda hızlı seyahat seçenekleri de var, ama motor ile yolculuk oldukça keyifli ve motorunuzu geliştirdikçe seyahatlerden keyif alıyorsunuz. parçalar başlarda pahalı da olsa, kurtarılan rehinelerin gönderileceği kamp yönlendirmeleri, ve başarılan görevler ile yavaş yavaş motorunuzu istediğiniz performans ve görselliğe kavuşturabilirsiniz. oyunun başlarında yaşanan benzinin bitebilme korkusu, haritayı tanıdıkça ve benzine ulaşabileceğiniz yerleri keşfettikçe azalıyor. silahlar da aynı şekilde, çeşitli ve kolay ulaşılabilir. oyunun en güzel yanlarından biri, çete baskınlarında aynı, farcry 3 teki gibi, takılan susturucular ile bir çeteyi aynı bir gerilla yada sniper vasili zaitsev misali teker teker, gizlice, çeteyi alarma geçirmeden avlayabilmeniz. yalnız, takılan susturucuların belli bir ömrü var. bazen yaşanan spontane gelişmelerde, yok etmeniz gereken çeteyi seslere koşan bir ucube sürüsü yada hastalık bulaşmış dev bir ayınında saldırması ve bunu uzaktan izleyip sizinde arada her ikisine saldırmanız ufak çapta bir nerdgazm yaşatıyor. olaylar dallanıp budaklanırken, sarah ın izine çok yaklaşıyor ve bulunduğunuz coğrafyanın uzak bir kısmında askeri bir kamp görünümü ve prensibini ilke edinmiş bir yerde buluyorsunuz. o kadar zorluğun ardından bu buluşma açıkçası beni biraz hayal kırıklığına uğrattı. sarah ne kaprisli ne nankör çıktın sen. neyse, bu kampta da oldukça uzun bir süre kalıyor ve birçok görevlere çıkıyoruz. bir süre sonra bu kampın lideri konumundaki albayında kafayı iyice yemesi üzerine, bir savaş çıkıyor ve bu savaşı lost lake kampından ve diğer dostlarımızın yardımı ile kazanıyoruz. bu oyunda kötü bir sonla karşılaşsam pek şaşırmazdım ama mutlu sonla bitmesi de tatmin edici oldu tabi ki. oyundaki karakter modellemeleri ve doğa şartları çok güzel yansıtılmış.

ben kendi adıma red dead redemption oynar gibi zevk aldım bu oyundan. zombi yada distopya kavramlarına alışık olmasanız bile ,ps4 konsolu olan herkesin alması gereken ayrıcalıklı bir oyun olmuş.

UNUTULMAZ BİR KLASİK SKYRIM

on yıl geçti ama oyun hala kendini oynatıyor, ilk başlarda bu tarz oyunlara yabancı biri olarak fazla anlayamamıştım konsolda, daha sonra pc de legendary versiyonunu denedim ve oyunda ilerledikçe neler kaçırıdığımı, sadece yılın değil, şu ana kadar gelmiş en iyi oyunlardan biri olduğunu anladım. anlatılmaz yaşanılması gereken bir oyun. bitmek bilmeyen, her bir detaya önem verilmiş bir harita da, elf ve orcların orta dünyasına, vampir ve kurtadamlarında eklendiği, katıldığınız farklı tarikatlar, sürüklendiğiniz farklı maceralar, geliştirdiğiniz yetenekler ve serüvenlerinize kattığınız yol arkadaşlarına, güzel bir oynanış ve oyun dinamikleri katılmış, bunlar yetmezmiş gibi jeremy soule ın tüyleri diken diken eden, her parçası bir sanat eseri, dinlemeye doyulmayan müzikleri de eklenmiş. bırakırsın koşuşturmayı dalarsın bir anda o güzelim tınılara. evet çoğu kişinin dediği gibi bu oyun bir sanat eseridir.

BİR PLAYSTATION KLASİĞİ UNCHARTED

Uncharted ı ilk oyunundan beri takip eden biriyim. özellikle ikinci oyunun geldiği nokta o zamanlar, ps3 platformu için seviyeyi mükemmele çekmişti. uncharted 2 among thieves için aslında ayrı bir başlık açmak lazım, o nepal manzaraları, tren ve sokak savaşları gibi bir çok parkur, tüm oyunseverleri bağlamıştı kendine. zaten üçüncü oyun, uncharted drakes deception çıkarken bile herkesin aklında bırakın ikinci oyunu geçmeyi, onun seviyesinde olabilirmi diye kuşkular vardı. ki oyun çıkınca kimi yeterli buldu, kimi de tahmin edildiği gibi, ikinci oyun kalitesinde değil gibi yorumlarda bulunuyorlardı. bende başlarda bu şekilde düşünüyordum ama daha sonra tekrar oynayışlarımda, üçüncü oyunun da en az bir önceki gibi başarılı ve sadece grafik olarak değil, teknik anlamda da oyunu bir adım daha öteye taşıdığını gördüm. özellikle çöldeki o uçak sahnesi, nasıl muazzam bir kurguydu öyle. zaten oyunun kapak görselinide bu sahneden bir görüntü oluştuyordu. gelelim son oyuna, a thief’s end. bu dördüncü oyunla birlikte serini geldiği nokta iyice arşa çıktı. zaten bu oyun bile başlı başına ps4 alma sebebi.

kısacası, oyun ilk bölümden itibaren hem senaryo, hem grafik, hem de oynanabilirlik açısından devamlı bir ivme kazandı. oyunların yapılış aşaması bile ekibin ne kadar titizlikle çalışığını gösteriyor. art of uncharted serilerine baktığınızda, bunlar aslında bir nevi taslak bu arada, yani oyunun nasıl olacağı, karakterlerin görünüşü, sahne tasarımları gibi bir ön çalışma, ve bu çalışmadaki çizimler, en popüler çizgi roman,ilüstrasyon ve çizerlerin size sunduklarından daha aşağı değil. daha önceki oyunların aksine son oyunda artık cip ve teknede kullanıyor, eşşiz madagaskar ve ada manzaraları eşliğinde yolunuzu bulmaya çalışıyorsunuz. eski dostlar sully ve elana dışında bu sefer seriye nathan ın daha önce duymadığımız kardeşi sam de katılıyor ve onla beraber birçok parkurda, birnevi dağcılık yapıyorsunuz. ben bu seriyi açıkcası oynanabilirliği, yüksek grafik detayı, sahne geçişleri, senaryosu ve karakterleri için zirvede tutuyorum. multiplayerı denedim bir ara ama pek sarmadı diyebilirim. bu seri her ne kadar, tomb raider ve indiana jones’u andırsada, sürükleyicilik ve kurgu olarak onlardan çok farklı bir yerde. zaten oyun baştan sona bir film gibi akıyor ve uncharted 4 te efsane serinin tamda bitmesi gerektiği gibi tadında seriyi bitiyor ve jenerik akmaya devam ederken yüzde hafif bir tebessüm bırakıyor. uncharted serisi kendini tekrar tekrar oynatan, oyun dünyasınında aslında bir sanat dalı sayılması gerektiğini düşündüren yapımlardan.

%d blogcu bunu beğendi: