DİZİ / FİLM

YÜKSEK ŞATODAKİ ADAM

Üçüncü sezonu aynı önceki sezonların kalitesinde olmuş. ikinci dünya savaşı meraklıları için çok cazip gelen, ister istemez kafanızda canlandırdığınız bir alternatif dünya. aslında olmayacak bir şey de değildi almanya ve japonyanın zaferi. savaş o uzun yıllar boyunca birçok dönüm noktasına girdi. sadece tarihin gördüğü en kanlı, en büyük operasyonlarına sahip savaşı değil, espionage yani birnevi casusluk savaşlarının da zirve olduğu bir dönemdi. rusya ya sürpriz bir saldırı yapan nazi almanyasına, destek japonya dan gelseydi, yenilmez rus orduları bir batıdan, bir doğudan kuşatma altında olacaktı ve bu iki büyük ulus arasında kalan sovyetler, destek alamadığından bir süre sonra da mutlak mağlubiyeti, kaçınılmaz olacaktı. o zamanlar daha abd savaşa girmemiş ve ingiltere ada olmanın ve keşfettikleri radar avantajıyla zar zor dayanıyordu. bu gidişat almanya ve japonya nın zaferiyle sonuçlanacaktı. bu koşullar altında dizinin, aynı ilk iki sezonda işlediği gibi ve üçüncü sezonda da devam eden bu iki tehlikeli müttefik arasında, büyük ihtimalle bir soğuk savaş kaçınılmaz olacaktı. dizinin sadece amerikaya odaklanması biraz sıkıcı olabiliyor, mesela bir şekilde savaş sonrası rusya ya, avrupa ya neler olduğuna dair biraz ucundan değinilseydi keşke. alternatif dünyalar zaten ilk bölümden beri izleyicinin kafasında oluşan bir şeydi. ama almanyanın, bu dünyaları hemen ele geçirme isteği biraz garip, hemde daha o dünyalarda ne olup bittiğini bilmeden. ikinci sezonda yanlış hatılamıyorsam hitler bir sahnede, bu ölümcül iki müttefik arasında olası bir savaştan kaçınıyor ve japonya ile barışın sürmesi gerektiğini söylüyordu. evet hitler, tarihin eli en kanlı diktatörü, dizide savaşlardan bıkmış bir tavırla barıştan söz ediyordu. aslında almanyanın, her ne kadar savaş yanlısı ve kötü tarafı olarak gösterilse de bu tutum sanki bir mesaj niteliğinde, sanki almanların da gerektiğinde, son derece stratejik ve savaş tan kaçınabilen bir taraf olduğuna yormuştum ama üçüncü sezondaki yeni führer bu kanıyı kırdı yine. teknolojik üstünlüğün de doğal olarak alman taraında olduğu bu dizide de yansıtılmış aynı alternatif hikayeyi daha gelecek zamana taşıyarak, daha farklı bir şekilde bize sunan yeni wolfenstein oyunları gibi.

WATCHMEN


watchmen şu zamana kadar; her ne kadar başından beri yaratıcı, alan moore karşı çıksa da, birçok otorite tarafından sinemaya aktarılan en iyi çizgi roman uyarlamasıdır. benim fikrimde bu şekilde. ilk defa watchmeni sinemada izlemiş, alışagelen dc ve marvel kahraman evreninden çok daha farklı ve gerçekci bulmuştum. evrendeki tek süper varlık dr manhattandı ve o da önceki entrylerde belirtildiği gibi, bir superman eleştirisiydi. rorscharch ve comedian ise ayrı parantez açılması gereken karizmatik ve etkileyici karakterler. filmin etkisiyle çizgi romanını okumuştum. çizgi romanı içinde yer alan, ayrı bir acımasız survival hikaye ki, az az bize sunulur ve gayet de sürükleyicidir ve daha sonra animasyon olarak watchmen filmine, extended versiyonuna eklenmiştir. çizgi romanlarında, before watchmen serisini pek başarılı bulmadım ama son iki senedir süren, doomsday clock oldukça başarılıdır. bu seri, iki-üç ayda bir çıksa da, dr manhattan ın dc evrenini nasıl etkilediğini ve new 52 çağını nasıl yarattığını anlatır. şu an çizgi roman sonrasını anlatan dizisini de bitirdik. ayrıca yine yaratıcısı alan moore un tepkisiyle karşılaşan, watchmen karakterlerinin öncesini anlatan. usta yazar brian azzarello before watchmen serisi de okunmaya değer seriler olmuştur.

dokuzuncu bölümü ile sezon finali yaptı. ikinci sezonu olur mu bilemem ama dördüncü bölümüyle finaline kadar sürekli ivme kazanan; senaryosu, detaylarıyla ince ince işlenen watchmen evrenine yakışan bir dizi olmuştu. hbo kendinden bekleneni, kalitesini konuşturdu. final bölümü açıkcası biraz hayal kırıklığı yaşattı, kötü değildi kesinlikle ama daha sarsıcı ve beklenmedik bir son bekliyordum.

eski watchmen ekibinin hepsini bir şekilde dizide görmek güzel olurdu. son bölümde kısa da olsa owlman i görmeyi bekliyordum, ama sadece gemisi ile yetindik. dizide en eksik kalan şeylerden biride, bir rorschach yada komedyen gibi karizmatik karakter görememek oldu. gerçi bahsettiğim karakterler anti kahraman kavramının en baba en has adamlarıdır. dizide gördüğümüz rus ve spectrenin, mirror guy diye dalga geçtiği karakterler arasına biraz daha kendine has badass bir karakter eklenebilirdi. dizinin, filmi değil de çizgi romanı baz alması çok yerinde olmuş. bu arada, filmi şimdiye kadar yapılan en iyi ve en gerçekci çizgi roman uyarlamasıydı. hala izlemeyen varsa, film de çizgi roman a sadık kalınmayan tek kısım, ozymandias ın şehre dev ahtapot yollaması yerine, film akışına daha uygun olur diye düşünüldüğünden manhattanın iki milyon insanı öldürdüğü yansıtılmıştı, tabi işin arkasında yine dünyanın en zeki insanı ozymandias ın planı ile . rorschach ise, manhattan tarafından öldürülmüştü. ama hem çr. de hemde filminde rorschach gazeteye günlüğünü yollamıştı ve bu günlükte tüm gerçekler yazıyordu. ucu açık bir finaldi kısacası. dizide rorschach ın bıraktığı günlüğe hiç değinilmedi ve damon lindelof apayrı bir hikayeye yöneldi. dr manhattan bu evrenin en kilit ismi zaten, bu karakterin ölmemesi lazım. edindiği tanrısal güçlere rağmen, gücünün hakkını veremediğinden abar bile yakınıyordu. zaten filmden de hatırlarsanız dr manhattan bir süre sonra insanlara karşı umursamaz oluyordu ve ölümlere göz yumuyordu. özellikle komedyen, vietnamlı bir kadını dövüp öldürdüğü sahnede bu iyice vurgulanmıştı. dizide de bu tutumdaki bir manhattan ın, abara bu kadar tutulmasını anlamadım. silk spectre de buna benzer duygulara girmiş ama bu hevesi kısa sürmüştü.

ayrıca manhattan ı bari son bölümde o zenci arkadaşın suretinden çıkarsaydınız. efektler dizi maliyetini karşılamasada dört beş saniye bari orjinal manhattan ı görseydik. dünyanın en zeki kadını geçinen lady trieu, babanın böyle bir şey yapabileceğini nasıl ön göremedin. herşey kandan bir transportasyona mı bağlıydı öyleyse manhattan bu olasılığı nasıl göremedi. neyse kafalar karışık şu an. son sahnede aklımızı karıştırdı iyice. ama bana sorarsanız abar yediği yumurta ile manhattan ın güçlerini alsada havuzun üzerinde yürüyemecekti. belki de manhattan kendini will reeves e transfer etmişti. büyük babasının ”considering what he could… he could have done more” cümlesiyle, abar bir ara acaba diye duraksadı konuşurken.

bu arada senatörün giydiği o enteresan siyah kilot, çizgi romanda manhattan ın giydiği siyah kilodun ta kendisidir.

%d blogcu bunu beğendi: